![]()
DMK-DAL
Doç. Dr./ Assoc. Prof. Dr
Dicle Üniversitesi. Dr. /
PhD. Marmara Üniversitesi
Economics, Regional Studies,
Development, Poverty
YAŞAMADAN GİTMEMELİ (I)
Yaşattığını yaşamadan gitmemeli insan,
Öyle kolay olmamalı terk-i diyarlar!
Yaşattıklarından da beterini görmeli,
Böğüre böğüre can vermeli,
İnsanlıktan nasibini almayanlar.
Çalanlar, çırpanlar,
Haksızlık yapanlar,
Haksızlığa göz yumanlar.
Dillerinde yalandan,
Heybelerinde kötülükten başka şey olmayanlar.
Yaşattığını yaşamadan gitmemeli insan,
Öyle kolay olmamalı terk-i diyarlar!
Gün yüzü görmemeli,
Gitmek için yalvaracak hale düşmeli,
Böğüre böğüre can verip,
Öte tarafa gitmeli.
Bencil, nankör, hain,
Üç kâğıtçı namussuzlar,
Sülükler, aç gözlü sümüklüler,
Mustafa BULUT - Ahval
OYNAYAN OYNAYANA
İyi gün, kötü gün farketmiyor,
Bir tiyatro oyununda gibiyiz.
Herkes bir rol biçmiş kendine,
O role kaptırmış gidiyor.
Bir bak düğünlere;
Kimi mutluluktan uçuyor,
Kimi de uçmuş gibi oynuyor.
Ölümlerde de öyle;
Yüreği yananın içten içe yanıyor,
Yanmayan da yanmış gibi oynuyor.
Adeta bir maskeli baloda,
Oynayan oynayana…
Mustafa BULUT - Ahval
BİR BABA GİTTİĞİNDE! (I)
Bir baba gittiğinde,
Biter çocukluğun bütün şımarıklığı,
Büyürsün bir anda...
Söner tüyleri kabarmış horoz misali
"Benim babam senin babanı döver” havaları.
Dönersin süt dökmüş kediye,
Sinersin bir köşeye,
Sessiz, usul...
Başlangıçta oyun sanırsın,
Saklanmıştır bir yerde.
Hani ya saklambaç oynanıyor,
Çıkıverir bir yerden...
Beklersin bir zaman,
Geldiği yok…
Gitmiştir bir yere,
İşi vardır, gecikmiştir.
Mutlaka gelir akşama doğru,
Uğramıştır markete…
Elinde bir sürü sevdiğin şeyler,
Çalar kapıyı...
Beklersin bir zaman,
Çaldığı yok…
Neden gelmiyor,
Nerede kaldı, gelmedi diye,
Suçlarsın çocuk aklınca;
“Yola bakan pencere kenarında,
Göz kırpmadan nöbet tuttuğumu,
Onu dört gözle beklediğimi,
Özlediğimi,
Her kapı çalındığında,
Babam geldi babam diyerek,
Ellerim havada,
Koşarak kapıya gittiğimi,
Bilmiyor mu diye!”...
Peki ya,
Uzadıkça gelişi,
Onsuz duramayacağımı,
Onsuz yapamayacağımı,
Ağladığımı da mı bilmiyor…
Sorular uzar gider peş peşe,
Yüreğinde büyüyen,
Korkularla el ele…
Söylenirsin ulu orta,
Benim babam beni bırakıp gitmez,
Yalnız koymaz beni bu kurtlar sofrasında.
Bilir onsuz olmayacağını,
Bilir babasız yaşanmayacağını…
Sitemlerin kesilmez ardı arkası,
O benim babam,
Değil ki başkası.
Bırakıp gitmez,
Biricik evladını,
Gölgesine sığınan
Minik yol arkadaşını,
Der durursun...
Gecelerin uzayıp giden,
Sonsuz karanlıklarında,
Sitemler bitmez gidişine…
Bunu senden beklemezdim,
Babacığım dercesine,
Yanarsın yarattığı hayal kırıklığına…
Gün gelir;
Yerleşir yüreğinin tam ortasına,
Bir ömür sürecek,
Babasızlığın derin hüznü…
Zaman alıştırır seni yokluğuna,
Mecburen kabullenirsin,
Bütün sevdiklerini ardında bırakıp,
Bir çırpıda gittiğini…
Kapılınca hayatın oyunlarına,
Düşünce çaresizlik rüzgarlarına,
Suçlarsın zaman zaman,
Bırakıp gittiğine...
Gün gelir;
Anlarsın bittiğini,
Mutluluk oyununun.
Birlikte yaşanacak,
Nice güzel günler,
Paylaşılacak nice güzel şeyler varken,
Kapandığını perdenin…
Mustafa BULUT - Ahval (12.09.2016)
BİR BABA GİTTİĞİNDE! (II)
Bir baba gittiğinde,
Gider çocukluğa dair beslediğin hayaller,
Göçer sırtını yasladığın dağlar.
Bir zamansız yel eser,
Götürür bütün umutları.
Bir ömür kırıktır artık,
Kolun ve kanatların...
Bir baba gittiğinde,
Yaşarsın elbet yaşamasına,
Ama yaşarsın,
Her daim bir yanın eksik…
Bir baba gittiğinde,
Gölgesine sığındığın çınar ağacı yok,
Yerinde yeller esiyor artık...
Zaman, belki çok şeyi siler süpürür,
Ama ruhunda müebbede mahkum,
Bir sahipsizlik duygusu,
Ki taşırsın omzunda bütün bir ömür boyu…
Babayla olunca;
Yaşın, yılların anlamı yok.
Her daim çocuksun işte!
Varsın kocaman adam ol,
Ellerin nasır tutsun,
Varsın minnacık çocuk,
Avucunda bilyelerin olsun…
Bir baba gittiğinde,
Biter çocukluğun,
Büyürsün...
Mustafa BULUT - Ahval (05.01.2026)
OLMUYORSA OLMUYORDUR!
I
Olmuyorsa olmuyordur,
"Zora dağlar dayanmaz"ın zırhına bürünüp
Midas'ın kulaklarını çınlatmanın alemi yok...
II
Olmadıysa olmayacaktır,
İlk çağla başlar
Ve süregelir
"Zorla güzellik olmaz"ın günümüze yolculuğu...
III
Olmayacağı oldurmanın,
Bunun için her şeyi
Ölesiye zorlamanın manası yok…
Hayat denen oyun,
Olmazları oldurmanın
Beyhude çabalar olduğunu her daim söyler
Ve ekler;
Ey kendini değer gören varlık!
Son ver hayaller âleminde dönüp durmayı,
Kurgular tüketir seni.
Bilmelisin ki;
Uzaklar hep hayal kalır.
Ve hayaller hep yalnız yaşanır.
IV
Aşka, sevgiye inancını kaybetmeden,
Vazgeçmeyi öğren.
Yoksa umutsuzluk sularına savrulursun
Yazık olur sana
Boğulursun…
V
Yak gemileri!..
Gittin mi
Bil ki, ayrıldığın limanda
Seni bekleyecek biri yok,
Olduğunu sandığın.
Bir yudum sevgiye
Bir ömür sunmaya can attığın,
Ömrüm ömrüm dediğin
Taptığın sesine, nefesine,
Çoktan dönüşmüştür,
Yeni gelenleri gözetleme kulesine…
VI
“Seni daha önce hiç kimse bu kadar çok sevdi mi?”
“Senden asla vazgeçmeyeceğim.”
“Sen istediğin sürece yanındayım.”
Ve daha neler neler…
Söylendi…
Söylenecek elbette…
Unutma ki, kulağın bir de arka tarafı var.
Duyunca bu türden laf-ı güzafları
Yolla oraya…
Ya da topla tümünü
Götür demirciler çarşısına,
Sülüklü Han'ın hemen yanına,
Dövülsün bir güzel bütün bu sözler havanda…
Afili örtülerinden sıyrılınca,
Göreceksin ki;
Geriye kalan
İçi havayla dolu
Kocaman bir balonmuş,
Laf olsun torba dolsunmuş
Bütün söylenenler…
VII
Gören bilir;
Rüzgar şişirmezse yelkenlerini
Lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini.
Yani bir sürükleyeni olmalı hayata dair her şeyin,
Bir de göğüsleyeni…
Yaşayan bilir;
Anı yaşamanın,
Anlık hoşlukları olsa da
Bazen bir an bir ömrü doldursa da
Anların,
Anıları yaşatmaya yetmeyeceğini…
XI
Ne acıdır ki,
Sözün büyüklüğü kadardır
Yaşattığı hayalin kırıklığı.
Kanma laf ola beri gele
Akla ziyan sözlere,
Yazık olur sana
Yıkılırsın…
Mustafa BULUT - Ahval (30.08.2014)
YİTİK KENTLER SERENADI
Ruhu bozulunca bir kentin,
Silueti de bozulur.
Bir yabanıl istila kaplar kenti baştan sona.
Türer birer ikişer,
Kent kültüründen,
Kentsel mirastan bihaber,
Zübük zebaniler.
Ve talan edilir,
Bu zebaniler eliyle,
Kente ait,
Tüm değerler.
İnsan bozulunca
Zaman da bozulur,
Mekan da!
Çaresizlik yüzlere vurulmuş tokat gibi
İz bırakır her bir yerde.
Bozuk düzen,
Düzenin kendi olur...
Kaçınılmaz yazgıdır;
Gün gelir,
Kentin yerlileri bırakırlar yerlerini,
Kağıttan kaplan şövalyelere.
Paylarına düşen;
Bir elvada busesi kondurarak taşına toprağına,
El sallayarak yaşanmışlıklara,
Zorunlu göçtür yaban ellere...
Ve toprağına,
Ve suyuna,
Ve havasına hasrettir
İnsan,
Kadim kentin,
Yerlerinde yeller esen geçmişin...
Gidince,
Gitmeye gücü yeten kentin yerlileri,
Ve sinince köşeye
Çaresiz, suskun, şaşkın,
Gidemeyenleri,
Şehirle köy arasında sıkışmış,
Kendine, köyüne, köylüsüne yabancı,
Zamanla başkalaşmış,
Kente dair değerlerden bihaber
Hep bana,
Rab bana diyen,
Rant için her yolu mübah gören,
Bozuk düzenin ürünleri,
Varoşların arabesk tandanslı
Zübük gundileri,
Olur kentin efendileri...
Suçlayamazsın kimi, kimseyi,
Herkes bilir ki,
Çekilince kentin yerlileri geri,
Bedava mezar bulunca,
İçine giren aç kurtlar gibi,
Boşluğu doldurur elbet diğerleri...
Yitirir anlamını,
Kentin kirletilmiş ruhunu
Dicle’nin sularında yıkayıp,
Surlarına çarpıtarak,
Sokaklarına salıp,
Diriltmek kentin hafızasını
Çünkü zaman gibi,
Çünkü mekan gibi,
Çünkü insan gibi
Hayale dair ne varsa bozulmuştur...
Ruhu bozulunca bir kentin,
Silueti de bozulur.
Artık o kent ne senin olur,
Ne de benim…
Mustafa BULUT - Ahval (10.07.2014)