Kısa Kısa
Beşeri ilişkilerde ortak dil yoktur. Herkesin dili farklıdır. Kullanılan dil, kişinin kendi hesabına gelen dildir. Haliyle, anlatmak isteyenler ile anlamak istemeyenlerin konuştukları ve anladıkları dil de farklıdır. Yaşanan bunca uyuşmazlığın, anlaşmazlığın, tutarsızlığın, kısacası sorun ve sıkıntının temelinde bu gerçek vardır.
Mustafa BULUT - Ahval
Büyük bir yanılgıdır; iyi insanların kötülüklere, kötü insanlara yenildiğini sanmak. İyi insanlar, kötülüklere, kötü insanlara yenilmezler. Sadece yaptıkları iyiliklerin karşılığını alırlar. Hem de fazlasıyla alırlar. Bunu da nasıl alırlar? Karşılaştıkları nankörlükle, gördükleri kötülükle alırlar.
Hayata dair değişmeyen gerçeklerden biridir: Değmeyen, hak etmeyen kötülere, niteliksiz çapsızlara yapılan iyiliklerin trajik bedeli vardır: Nankörlük ve kötülük.
Mustafa BULUT - Ahval
Yalanı, doğru bildiği için yalan söyleyenlere pek inanmıyoruz. Doğruyu bildiği için doğru söyleyenlere de pek itibar etmiyoruz. Doğruyu bildiği halde, yalan söyleyenlere inanıp, güvenmekle geçiyor ömrümüz.
Mustafa BULUT - Ahval
Narsist Bir Sosyopat Nasıl Anlaşılır!
1. İçeride olabildiğince bencil ve tembel, dışarıda ise sevgi dolu, cömert, çalışkan ve yardımsever rolüne bürünüyorsa,
2. Evde dağınık ve kaba, dışarıya çıkınca derli toplu, bakımlı, nazik oluyorsa,
3. Sizi ve size ait her şeyi kontrolü altına almaya çalışıyorsa ve bunu da sevmek ya da güvenmemek kisvesi altına sokuyorsa,
4. Yaptıklarını, söylediklerini, hesabına gelmediği zamanlarda inkar ediyorsa, inkar edemediğinde saldırganlaşıyorsa,
5. Söylemediğiniz şeyleri size mal ediyorsa,
6. İstediklerini yaptığınızda sizden iyisi, yapmadığınızda ise sizden kötüsü yoksa,
7. Eleştiriye tahammülsüzse, eleştirilerde kendini sorgulama yerine eski defterleri karıştırıp, ilgisiz misillemede bulunuyorsa,
8. Ne zaman ne yapacağı belli olmuyorsa, bir gün iltifatlarla sizi göklere çıkarırken, ertesi gün size yerin dibine sokuyorsa,
9. Kendi yaptıklarını görmüyorsa, kendini hep haksızlığa uğramış gibi gösteriyorsa,
10. Yaptıklarıyla sizi kışkırtıp çıldırtma noktasına getirdiğinde bile hala sizi suçluyorsa, “Ben ne yaptım ki!” diyorsa ve sürekli mağduru oynuyorsa,
biliniz ki; o kişi manipülatif, narsist bir sosyopattır.
Mustafa BULUT - Ahval
- “Bitimsiz mutluluk arıyorsanız, cehaletin kapısını çalınız. Oradakiler hep mutludur!” demiş St. Claudius.
- Çünkü cahil olunca mutlu oluyorsun.
- Cahil olunca nasıl mutlu olunur Dino?
- Cahillik, cesaretle birlikte haddini bilmezliği de getiriyor. Kendini bir şey sanıyorsun. Bu sayede hep mutlusun.
- Nasıl yani?
- Bir kere bir şey bilmesen de, her şeyi bildiğini sanıyorsun. Her konuda fikir sahibisin. Ekonomiden sosyolojiye, tarihten kimyaya, edebiyattan fiziğe, bilumum her şeyi biliyorsun. İç ve dış siyasetin derin şifrelerini çözmek senin için çocuk oyuncağıdır zaten.
- Meydan bu kadar boş mu ki Dino?
- Biri bilgisiyle seni dövmeye başladı mı, ya yoz yobaz, bozguncu ya da anarşist, din düşmanı, hain deyip susturuyorsun.
- Öyleyse cahil olmak gerçekten hoşmuş.
- Hoştur ama içi boştur efendim.
Mustafa BULUT - Ahval
- “Merkebin boynuna, cevahir takmanın faydası ne?” diye sorar bir şiirinde Seyyid Nesimi. Sen bu soruya ne cevap verirdin?
- Şiirinin son mısrasında, üstadımız finali yapmış zaten.
- Ne diyor ki son mısrasında?
- Köpeği hamama sokup, yumanın faydası ne? diyor.
- Üstadımız burada ne demek istiyor Dino?
- İlk mısrasında, değer bilmeyene değerli bir şey vermenin anlamı olmadığını ifade ederken, son mısrasında da, aslı pis ya da değersiz olan bir şeyi ne kadar yıkasanız yıkayın, yine eski haline döneceğini, değişmeyeceğini söylüyor.
- Desene değişen bir şey yok!
- Nasıl değişsin ki?
- Neden?
- Eskiler derdi ya, "Wel Esl, wel fesl!"
- Bu ifadenin aslı, "El-asl ve'l-fasl!" değil midir Dino?
- Ne fark eder ki efendim!
- Peki, günümüzde bu duruma ne deniyor?
- Mal bozuksa, mal müdürü ne yapsın!” deniyor.
Mustafa BULUT - Ahval
- Ünvanı, makamı, tahsili ne olursa olsun, aptal insanlara hiç tahammülünün olmadığını, zeki ve akıllı insanlara karşı ise büyük sempatinin olduğunu biliyorum.
- Evet, efendim. Her kim olursa olsun, analitik zekaya sahip olanlara sempatim, aptallara ise antipatim vardır.
- Analitik zekadan neyi kastediyorsun?
- Nice üniversite mezununda olmayan bir şeyden bahsediyorum. Nicel/nitel verilerden doğru/mantıklı çıkarımlar yaparak, neden sonuç ilişkisi kurma ve stratejik çözümler üretme potansiyelini kastediyorum.
- Bu zekaya sahip olanlarda neyin becerisi vardır Dino?
- Bilgiyi ezberlemek yerine anlamlandırma ve sistematik düşünme becerisi vardır.
- Formülleri, tanımları ezberleyip, girdiği sınavlarda başarılı olanlarda yok mudur?
- Analitik zekanın, formülleri ezberleyerek sınavda başarılı olmayla bir ilgisi yoktur.
- Ya neyle ilgisi vardır?
- Stratejik düşünmeyle ilgisi vardır.
- Aptallarda o yoksa, bu yoksa, ne vardır?
- Düşük zekayla oluşturdukları ezbere yaşam biçiminden dolayı düşünememe, anlayamama ve algılayamama sorunu vardır.
Mustafa BULUT - Ahval
- “Allah’ın sevmediklerini, ben neden seveyim!” demişsin!
- Hep diyorum efendim.
- Söyler misin Dino, kimler sevilmez?
Yalancılar sevilmez,
Benciller sevilmez,
Nankörler sevilmez,
Hainler sevilmez,
Saygısızlar, şımarıklar sevilmez,
Haddini bilmezler sevilmez,
Utanması olmayanlar sevilmez,
Ağzında laf durmayan fesatlar sevilmez,
Gösteriş ve şatafat budalaları sevilmez,
Kibirlenenler, böbürlenenler sevilmez,
İsraf edenler sevilmez,
İyi niyeti kullananlar sevilmez,
Miskinler, tembeller sevilmez,
Ahlak dersi veren ahlaksızlar sevilmez,
İnancı suistimal edenler sevilmez,
Yağcılar, yalakalar sevilmez,
Aç gözlü, sefil ruhlu asalaklar sevilmez,
İki yüzlü münafıklar sevilmez,
Zulüm yapanlar sevilmez,
Girdikleri yeri karıştıranlar sevilmez,
Haksızlığa göz yumanlar sevilmez.
Mustafa BULUT - Ahval
Tanımak mı istiyorsun birini!
Bakma sadece tipine, şekline, şemaline,
şekil, şemal değişir günden güne.
Mustafa BULUT - Ahval
Nezaketten uzak, saygısız ve hadsiz olarak büyüyen çocuk, yaptıkları yanına kaldıkça, ucuz kurnazlığının yakın çevresinin nezdinde prim yaptığını gördükçe, kendini bir b.k sanabilir ve bu kafayla herkese artistlik yapabilir hatta gidip trene kafa da atabilir. Ama bu durum, çocuğun ne kadar cesur ve yüksek özgüvene sahip olduğunu değil, zekayla ilgili genetik mirasının ne kadar düşük, aklının sınırlarının ise ne kadar dar olduğunu ve aynı zamanda ne kadar kötü yetiştirildiğini gösterir.
Boşuna dememiş eskiler, “Katranı kaynatsan olur mu şeker? Cinsini sevdiğim, cinsine çeker!”
Mustafa BULUT - Ahval
- “Kalitesiz insanların en belirgin özellikleri nelerdir?” diye sorulduğunda, hep bencilliği ön sıraya koyuyorsun. Hainlik, aklın sınırlarını aşan hırs, yalanda sınır tanımama, amaca ulaşmak için her yolu mübah görme gibi bir sürü olumsuz kişilik özellikleri varken, senin için varsa yoksa bencillik. Bencillik, “Sadece kendini düşünmek, hep bana hep bana demek!” değil midir? Bencil insanlar, bu yüzden mi kalitesizlikte dibe vuruyorlar Dino?
- Bencil insanlar, çıkarları için ruhlarını şeytana satmış insanlardır. İnsani ilişkileri bile tamamen çıkara dayalıdır. A’dan Z’ye bütün olumsuz kişilik özelliklerini üzerlerinde taşırlar. Ama haklarını da yemeyelim; gerektiğinde mağdur, yeri geldiğinde dost ve fedakar insan rolünü de çok iyi oynarlar.
- Yani kalitesizlikte bir numaralar Dino!
- Karaktersizlikte de öyleler efendim.
Mustafa BULUT - Ahval
- Bireysel psikolojinin kurucusu olan Alfred Adler, “Gösteriş merakı, patolojik düzeydeki aşağılık kompleksinin en tipik belirtisidir!” demiş.
- Başka şeyler de söylemiş efendim.
- “Dışarıya karşı sürekli mükemmel, zengin veya kusursuz görünme çabası, kişinin aslında derinden hissettiği yetersizlikleri ve özgüven eksikliğini gizleme girişimidir.” diye eklemiş.
- Daha ne desin efendim!
- Senin ekleyeceğin bir şey var mıdır?
- Başkalarını küçümseme ile kibirli davranış da öyledir.
- Bunların hepsi, kendi ezikliğini kamufle etme, karşı tarafı etkileme, karşı taraftan onay alma çabası değil midir?
- Bütün bunlar, gösteriş ve şatafatta, marka düşkünlüğünde olduğu gibi kişinin ezikliğini, içsel tatminsizliğini, maddi sembollerle dışarıdan onaylatma çabasından başka bir şey değildir.
- Peki, bu aptalca hava atmalar, afra tafralar ne zamana kadar işe yarar Dino?
- Kişinin neyin nesi olduğu yani soyu sopu anlaşılıncaya kadar işe yarar efendim!
Mustafa BULUT - Ahval
- Aklıma, mantığıma göre hareket ettiğim hiçbir işte, ilişkide, hiçbir durumda zarar etmedim, pişman olmadım, üzülmedim.
- Aklını, mantığını bırakıp, duygularına göre hareket ettiğinde neler oluyor Dino?
- Aklı, mantığı bir tarafa atıp, duygularıma göre davrandığım, vicdan yaptığım her işte, her ilişkide, her durumda zarar ettim, pişman oldum, üzüldüm. Sonuç hep hayal kırıklığı, hep fiyasko oldu.
- Peki neden sonuç hep kötü oluyor Dino?
- Göz göre göre yanlış yöne dönüyorsan, bile bile lades diyorsan, sonuç her zaman olumsuz olur efendim.
- İnsan, neden göz göre göre yanlış yöne döner, bile bile lades der?
- Çünkü nedeni ne olursa olsun, aklı, mantığı bir tarafa attığında, duygusal davranıyorsun. Dikkate alman gereken unsurları ve hesaba katman gereken hususları, sana zarar vereceklerini bildiğin halde dikkate almıyorsun, hesaba katmıyorsun. Böylece kendini daha baştan kaybetmeye mahkum ediyorsun.
- Bu kaybedişin de ağır bir bedeli olmalı!
- Elbette ağır bir bedel. Lakin görmek istemeyen göze, ışık ne yapsın efendim!
Mustafa BULUT - Ahval
Kıssadan
Mafya babası, haraçlarını toplaması ve yakalandığında ötmemesi için sağır ve dilsiz yeni bir tetikçi bulur. Baba, bir zaman sonra ödemelerin geciktiğini fark eder. Tetikçi ile işaret dili tercümanını, babanın huzuruna getirirler.
Baba, tercüman aracılığıyla sorar, "Para nerede?" Tetikçi, tercüman aracılığıyla yanıt verir, "Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok!"
Baba silahını çeker, sağır ve dilsizin kafasına dayar ve tercümana döner, “Şimdi sor bakalım, para nerede?" Tercüman tekrar sorar, “Para nerede?" Tetikçimiz kan ter içinde yanıtlar, “Parktaki söğütün kovuğunda beş yüz bin dolar var."
"Ne söyledi?" der baba. Tercüman yanıtlar, "Neden bahsettiğinizi anlamıyormuş. Ayrıca o tetiği çekmek de biraz g*t istermiş..."
Hisse
Kılavuzu hırsız olanın, kasası kilit tutmaz.
Mustafa BULUT - Ahval
- Nankör kişilerin en belirgin özellikleri nelerdir Dino?
- Nankör kişilerin en belirgin özelliklerini sıralarsak, karşımıza şunlar çıkar efendim:
* Bencil Davranırlar: Olaylara hep kendi gözlerinden, kendi açılarından bakarlar. Çıkarlarını her şeyin üstünde tutarlar.
* Her Şeyi Hakları Olarak Görürler: Onlar için yapılan fedakârlıkları ve iyilikleri mecburi görev olarak algılarlar. Minnettarlık diye bir duyguları yoktur. Hakları olarak gördükleri şeyler için gösterdikleri duyarlılığı, sorumlulukları için göstermezler.
* Hadsiz ve Tatminsizdirler: Sahip olduklarına odaklanmak yerine eksik olanı ararlar. Verdiklerinize bakmazlar. “Ne verdi ki?” derler. Ne yaparsanız yapın, asla memnun edemezsiniz.
* İyilikleri Kolay Unuturlar: İstedikleri her şeyi yapın ama tek bir şeyi yapabilme imkanınız olmasın. Yaşanan bu tek olumsuzlukta, geçmişte yapılan tüm iyilikleri ve fedakârlıkları anında silerler.
* Acımasız ve Vicdansızdırlar: Başkalarına ait olan bir şeyi kullandıklarında, gavur malı misali, özensiz ve ölçüsüzdürler. Kendilerine ait olan en değersiz şey bile daima daha kıymetlidir.
* Empati Duyguları Yoktur: Karşılarındaki insanı asla düşünmezler. İçinde bulunduğu koşulları dikkate almazlar. Aslolan kendileridir, beklentileridir. Bu yüzden başkalarının duygularına, içinde bulundukları durumlara karşı umarsız ve saygısızdırlar.
* Sorun Odaklıdırlar: Çözümün bir parçası olmak yerine sorunun kendisi olurlar. Her şeyi ve herkesi eleştirirler. Ama asla kendilerine ve ne yaptıklarına bakmazlar.
Mustafa BULUT - Ahval
- “İnsanın en büyük pişmanlığı; yaptığı yanlışlar değil, yanlış insanlar için yaptığı doğrulardır.” diyorsun Dino?
- Değmeyen insanlar için kendinizi heba etmeyin demek istiyorum efendim.
- Kimleri kastediyorsun?
- Vicdani ve ahlaki duygulardan yoksun, sadece kendileri için yaşayan, kişisel çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, para, makam ve ünvan için yapamayacakları şey, giremeyecekleri kılık olmayan, sahtekar, riyakar, kalitesiz yaratıkları kastediyorum.
- Neden bu yaratıkları kastediyorsun?
- Çünkü bu yaratıklar için yaptıklarınız, rüzgarda savrulup kaybolan sigara dumanı gibidir. Ne yaparsanız yapın, nankörlüğün doğası gereği görülmez. Günü gelince de size aynen şunlardan birini söylerler, "Benim için ne yaptın ki?", "Sana kim dedi yap!”
- Bunları hangi yüzle söyleyebilirler Dino?
- Yüz mü var bunlarda efendim!. Kalitesizlik böyle bir şeydir. Minnet duymayanlar, mihnet çekmemek için nankörlük içine girerler.
Mustafa BULUT - Ahval
- “Kötü bir insana iyilik etmek, iyi bir insana kötülük etmek kadar tehlikelidir.” demiş Plautus. Sen ne diyorsun Dino?
- İyilik doğru insana, hak edene yapılırsa yerini bulur, anlamlı olur. Yanlış insana yapılan iyilik, dünyaya yapılan kötülüktür. Plautus’un bu sözleri, 2000 yıldan fazla bir süre önce söylemesi de çok anlamlıdır.
- Neden çok anlamlıdır.
- Bugün ile 2000 yıl öncesi karşılaştırılınca, neden çok anlamlı olduğu ortaya çıkıyor.
- Ortaya çıkan nedir?
- Dünden bugüne değişen bir şeyin olmadığıdır. 2000 yıl önce de iyilikler kötülere yapılıyormuş, bugün de öyle. İyi insanların yolu, hemen her zaman kötülerle kesişiyor.
- Bahse konu kötü insan kimdir Dino?
- Bencil, nankör, haddini bilmeyen insandır.
- İyilikler neden hep bu kötülere gidiyor?
- Çünkü kötülerin hayatları oyundur. Çok iyi oynarlar. Her olayı, olguyu hesaplarına gelecek şekilde manipüle ederler. Mağdur rolünü de mükemmel ötesi oynarlar.
- Desene hep oynuyorlar!
- Hem de nasıl!
Mustafa BULUT - Ahval
- “Geliri olmayan ya da yetersiz olan, nerede duracağını da bilmeyen birini bozmak, yoldan çıkarmak, iflah olmaz biri haline getirmek istiyorsanız, o kişiyi ya kumara ve bahise ya da lükse alıştırın, marka tutkunu biri haline getirin. Bunlara alıştırdıktan sonra da bir başına bırakın!” demişsin.
- Aynen öyle efendim.
- Kişi bunlara alışınca, tutkun olunca ne oluyor?
- Kumara ve bahise ya da lükse alışan, marka tutkunu olan biri, bu tutkularından hiç vazgeçer mi?
- Vazgeçmez!
- Peki, elde para olmayınca nasıl olacak?
- Kişi, alıştırıldığı hayatı devam ettirebilmek için her yola başvuracak.
- Bu yollardan ilk akla gelen nedir?
- Para neredeyse orada olacaktır.
- Bu ne demektir efendim?
- Acı ama gerçek, paralı insanların peşine düşecek. bunun için de her şeyini, en başta da ruhunu satacak!- Ruhunu satan biri, artık iflah olur mu?
- Bir anda köşeyi dönmek için kumara ve bahise ya da ezikliğini kamufle etmek için şatafat ve gösterişe sığınan, bunun için de insan olmaktan çıkan, onurunu ve gururunu ayaklar altına alan biri, nasıl iflah olur ki Dino?
- Olmuyor ki efendim!
Mustafa BULUT - Ahval
- Herkese güvenilmez demişsin.
- Güvenilmez efendim.
- Daha açık söylesene! Kimlere güvenilmez Dino?
- Dürüstlük ve içtenlikte sınıfta kalanlara yani yalancı, bencil, nankör, kıskanç, aç gözlülere, iki yüzlülere, fitne ve fesata bürünmüşlere, duracağı yeri bilmeyenlere, ezikliklerini yapay egolarının ardına gizlemişlere. Bu özelliklerden birine bile sahip olana güvenilmez efendim.
- Güvenmemeyi neye dayandırıyorsun?
- “Herkes, her şeyi ama her şeyi yapabilir!” mottosuna efendim.
- Bu biraz çelişkili olmadı mı? Bir taraftan güvenilmeyecek insanlardaki özellikleri sayıyorsun, diğer taraftan herkes, her şeyi yapabilir diyorsun.
- Çelişki yok efendim!
- Nasıl yok Dino?
- Bu dünyada iki şey önceden bilinmez. Yarın ne olacağı ve insanoğlunun ne yapacağı!
Mustafa BULUT - Ahval
- “Kimin neyi kaybettiğine sen ya da ben değil, yarınlar karar verecek!” diyorsun da, gerçekten öyle midir Dino?
- Gerçekten öyledir. Dahası da var efendim. Bugün kazanç hanene yazdığını, yarın zarar hanene yazmayacağının garantisi de yok.
- Neden öyle oluyor Dino?
- İnsanoğlundan bahsediyoruz efendim.
- Ne demektir bu?
- İnsanın ne zaman ne yapacağını kestiremezsiniz. Minareyi çalanın, kılıfı önceden hazırladığını unutmayınız. Kendini ahlak abidesi gösteren birinin, ağzına bir parmak bal çalındığında, neler çevirdiğini, neler yapabileceğini bilemezsiniz. Bugün insani ve vicdani olarak melek gibi gördüğünüz birinin, yarın bir şeytan olarak karşınıza çıkmayacağının garantisini veremezsiniz.
- Desene işimiz zor!
- İyikiler, keşkeye dönüştüğü zaman daha da zor efendim.
Mustafa BULUT - Ahval
- “Layık olmayana, hak etmeyene iyilik yapılmaz. Değmiyorlar.” demişsin Dino!
- Evet, dedim efendim.
- Neden diyorsun bunları?
- Çünkü bu tiplere dünyanın iyiliğini yapın, sigara dumanı gibi uçup gider. Yetmezmiş gibi seninle işleri bitince, nankörlükleri başlar. Sana karşı hissettikleri eziklik duygusundan ancak böyle nankörlük, hainlik yaparak kurtulabileceklerini sanırlar. Bu eziklikten dolayı sana gizliden gizliye düşmanlık bile besleyebilirler.
- Bu kadar kolay mı yani?
- Hz. Ali’ye atfedilen bir söz var, “İyilik yaptığın kişiden gelecek darbeye hazırlıklı ol!” diye.
- Hz. Ali bu ibretlik sözleri, acaba neye istinaden söylemiştir?
- Rivayet edilir ki Hz.Ali'yi arkadan vuran katili huzuruna getirildiğinde, Hz.Ali adamı tanır ve ilk sözü şu olur, “Oysa sana ne kadar çok iyilik etmiştim!”
- Desene Dino, bu nankör namussuzların yüzündendir dünyanın çekilmez hali!
- Maalesef efendim.
Mustafa BULUT - Ahval
- St. Claudius, “Kişiliksiz, verimsiz, hain insanların en öne çıkan özellikleri, yalancı, vicdansız ve hadsiz olmalarıdır!” demiş. Bunlar, aynı zamanda bencil, nankör, sahtekar olmuyorlar mı Dino?
- Yalancı, vicdansız ve hadsiz olmaları, aşağılık özelliklerinin olmazsa olmazıdır.
- Sümüklü namussuz dediğin aşağılık tipler bunlar mıdır? Hemen her ortamın, her ailenin kene gibi yapışkan sümüklü namussuzu yok mudur?
- Maalesef efendim. İstisnaları olsa da, hemen her ailede, her ortamda sümüklü namussuzlarla karşılaşmak mümkündür.
- Bu sümüklülerden kurtulmak mümkün müdür?
- Mümkün değildir!
- Neden mümkün değildir Dino?
- Sadece kendileri için yaşayan, kendi mutluluklarını düşünen, bencillik, yalakalık ve asalaklığı yaşam tarzları yapan bu sümüklü keneler, kanınızı emmeden yani sizi bütünüyle tüketmeden, peşinizi bırakmazlar efendim!
Mustafa BULUT - Ahval
- “Hadsize haddini bildirmek, 40 yetime kaftan giydirmekten üstündür!” demişsin.
- Bunu ilk ben demiyorum. Büyüklerimiz epey zaman önce söylemişler zaten.
- Büyüklerimiz kime hadsiz demişler Dino?
- Hiçbir şey olmadığı halde kendini çok şey sanan, bu yüzden terbiye sınırlarını aşan, nerede duracağını, nasıl davranması gerektiğini bilmeyen küstahlara demişler.
- Hadsizlerin öne çıkan özellikleri nelerdir?
- Öne çıkan başlıca özellikleri şunlardır efendim:
* Sınır Tanımazlar: Kişisel alanlara ve özel hayata izinsiz girerler, karıştırırlar.
* Saygısız ve Kabadırlar: Davranışlarında nezaket ve adap kurallarını gözetmezler.
* Bencildirler: Aslolan kendileridir, kendi mutluluklarıdır ama tersi gibi davranırlar.
* Manipülatördürler: Yaptıklarından dolayı hak ettikleri bir tepkiyle karşılaştıklarında, hemen mağduru oynarlar.
* Pervasızdırlar: Yaptıkları hep yanlarına kaldığından, davranışlarının sonuçlarını düşünmeden hareket ederler.
* Empati Yoksunudurlar: Başkalarının ne hissettiğini önemsemezler.
* Her b.ka burunlarını sokarlar: Onları ilgilendirmeyen, onlara sorulmayan konularda fikir beyan eder veya karışırlar.
* İlkesizdirler: Kişilikli, sağlam bir duruşları yoktur.
Mustafa BULUT - Ahval
Kişiliği sağlam, kendine yeten, geleceğini kendisi kurmak isteyen çocuk yetiştirmek istiyorsanız, şu üç şeyden kaçınmalısınız:
1. Çocuklarınızın yapmaları gereken işleri siz yapmayınız. Sorumluluk duygularını yitirmelerine, bencil ve asalak olarak büyümelerine neden olmayınız.
2. Çocuklarınızla ilişkilerinizde bağımlılık değil, sağlıklı mesafe oluşturun. Çocuğunuzu arkadaşınız, sırdaşınız olarak görmeyin. Arkadaşlık, sırdaşlık eşitler arasında olur. Saygı mesafesini koruyun. Koruyamazsanız, çocuğunuzun anne-babası değil, oyuncağı olursunuz.
3. Çocuklarınızın size göre olağanüstü olan özellikleri, başkaları için sıradan bile görülmeyebilir. “Kuzguna yavrusu şahin görünür!” bahanesine, “Çocuğum çok zekidir ama çalışmıyor!” türünden etten püften aldatmacalara kapılmayın. Çalışması ve başarılı olması gerektiğini bilmeyen çocuk, zeki bir çocuk değildir.
Abartılarınızı, işin kolayına kaçıp, çocuğumu kıskanıyorlarla kamufle edebilirsiniz. Ancak, bilmelisiniz ki sıradan bile görülmeyen özellikleri kimse kıskanmaz, ciddiye almaz.
Ayrıca çocuğunuzla ilgili abartınız ne kadar yüksekse, zaman içinde hayal kırıklığınız da o kadar büyük olacaktır.
Mustafa BULUT - Ahval
- Bireysel uyanışı savunan filozof Aldous Huxley, “İnsanların tarihin derslerinden pek bir şey öğrenmemesi, tarihin öğreteceği en önemli derstir.” demiş.
- Aynen öyledir. Geçmişte yaşanan bütün olumsuzluklara yani yaşadığı onca acıya, hataya ve tecrübeye rağmen, insanoğlu dersini almıyor, aynı yanlışları yapıyor.
- İnsanoğlu aynı yanlışları neden yapıyor?
- Kiminin balık hafızası var. Kimi bile bile lades diyor. Kimi de aptallığından yapıyor.
- Nasıl yani?
- Bizi üzen, bin pişman eden insanlara defalarca şans veriyoruz, her defasında da daha fazla üzülüyoruz ama şans vermeye devam ediyoruz. Art niyetli insanlarla yola çıkıyor ve onlarla ortak işlere girişiyoruz. Oyunlarını, sahtekarlıklarını bildiğimiz halde, belki düzelir diyerek kendi kendimizi kandırıyoruz.
- Kaybedeceğini bilen biri böyle yapar mı?
- Yaşadıklarımızdan ders çıkarmadığımızda aynen öyle oluyor. Aynı taşa bir değil, iki değil, defalarca takılıyoruz.
- Yaşadıklarımızdan ders çıkarmak için ne yapmamız gerekiyor Dino?
- Kendimizi kandırmaktan vazgeçmemiz gerekiyor efendim.
Mustafa BULUT - Ahval
- Maksim Gorki, Ekmeğimi Kazanırken adlı eserinde, “İnsanda utanma olmadı mı, hiç bir şey dert değildir!” der.
- Aynen öyledir efendim. Utanma olmadı mı, utanmazlığın sınırı da olmuyor.
- Utanmazlığın temelinde ne vardır?
- Yanlış yetiştirilme vardır.
- Nasıl yani?
- Toplumsal değerlerin ve etik kuralların zayıf olduğu ortamlarda büyüyen insanlarda utanmazlık, aynen aymazlık gibi sıradanlaşır. Ne kimseden utanırlar ne de yaptıklarından utanırlar.
- Utanma çok mu önemlidir?
- Evet! Utanma çok önemlidir.
- Neden?
- Utanma, utançlara kapatılan kapıdır.
- Hangi utançlara kapatılan kapıdır?
- Saygısızlığa, terbiyesizliğe, hadsizliğe, yüzsüzlüğe, pişkinliğe, asalaklığa, yalakalığa ve daha pek çok olumsuz tutum ve davranışa kapatılan kapıdır.
- Utanma olmazsa, kapı açık mı kalıyor?
- Utanma olmazsa, ortada kapı diye bir şey kalmıyor!
Mustafa BULUT - Ahval
- Bir sevginin, gerçek sevgi olup olmadığı nasıl anlaşılır Dino?
- Kişinin korkularından anlaşılır efendim.
- Gerçek sevginin korkusu ne olur ki?
- Farkında olmadan sevdiğini incitmek olur.
- Peki ya sahte sevginin?
- Sahte sevginin korkusu kaybetmektir
- Gerçek sevginin kaybetme korkusu yok mudur?
- Elbette vardır. Gerçek sevginin, sevmekten başka bir hesabı, başka bir beklentisi olmasa da, farkında olmadan incitip kaybetme korkusu vardır!
- Sonuçta ikisi de korkuyor!
- Ama farklı nedenlerden dolayı korkuyorlar! Kişinin neden korktuğu, kendisini ele veriyor. Her şey ortaya çıkıyor.
- Ne ortaya çıkıyor?
- Kişinin içindeki ortaya çıkıyor.
- Daha açık söylesene Dino?
- Gerçek sevginin bütün isteği birlikte yürüyebileceği bir yol arkadaşı iken, sahte sevginin bütün derdi kendisini ihya edecek bir sponsor bulmaktır.
- İkisi de kaybetmekten korkmuyor mu?
- Ama başta da dediğim gibi nedenler farklıdır efendim. Gerçek sevgi, sevdiğini farkında olmadan incitip kaybetmekten korkarken, sahte sevginin korkusu kişiyi kaybetmekten değil, elde edilen imkanları kaybetmekten kaynaklanan korkudur.
Mustafa BULUT - Ahval
Sen, Nietzsche derken; ben, Schopenhauer diyorum. Sen acı ve güç derken; ben huzur ve merhamet diyorum. Sen daha da güçlenir bahanesiyle, düşene bir tekme de ben atayım derken; ben düşenin ellerinden tutayım, kaldırayım diyorum.
Sorsalar, “Bugünün acımasız dünyasında ikinizden kim ayakta kalır?” diye. Elbette “Sen!” derim. Çünkü bu dünya tam sana göre, bana göre değil!
Bu dünya, hırsı aklının önüne geçen, amaca ulaşmak için her yol mübah diyen bencil, nankör, vicdansız, yağcı, yalaka sahtekarlara göre…
Bu dünya, insani değerlerden bihaber sen ve senin gibilere göre…
Peki, sen kimsin?
İşi değil, işini bilen… Rüzgar nereden eserse, oraya dönen… Verimsizlikte en dipte, parsayı toplamada en üstte olan herhangi biri…
Mustafa BULUT - Ahval
Zeka, fayda yaratma potansiyelidir. Doğuştan gelir. Sonradan kazanılmaz. Ancak geliştirilebilir. Geliştirebilmenin sınırları, sanıldığından da sınırlıdır. Zekanın yansıması sanılan kurnazlığın zekayla değil, ahlakla ilgisi vardır. Güvene dayalı ilişkilerde kurnazlık yapmak, bütünüyle ahlaktan yoksunluktur.
Zeka kıt kaynak olduğundan çok değerlidir. Akılla yoğrulup fayda yarattığında ise paha biçilmezdir. Zaten fayda yaratmayan zeka, katsayısı ne olursa olsun, çatlak testiden boşa akan su gibidir.
Zeka katsayısı düşük olanları küçümsemek, onlara geri zekalı demek de doğru değildir. Çünkü geri zekalılık, doğuştan olmayan ya da az olan zeka durumudur. Haliyle, genetik kodlardaki sorunun faturasını kişiye çıkarmak haksızlıktır. Kişinin olmayanı kullanmak gibi bir şansı yoktur.
Akılsızlığın yansıması olan aptallık, salaklık gibi olguları taşıyanlara ise ne denirse yeridir. Çünkü akılsızlıkta sorun, olanı kullanmamaktır.
Mustafa BULUT - Ahval
Yaptıkları yüzünden birine kızmadan önce, şunu kendine sormalısın: Bu zeka düzeyiyle, bu aklıyla başka ne yapabilir ki? Bir insana zekası kadar ve olan aklı kadar kızacaksın. Üstelik, zekası sınır zekanın altındaysa, aklı da zekası gibiyse, kızsan ne olacak!
Kişiyi zeka-akıl sarmalında irdeleyince, azıcık zekası ya da biraz aklı olsa, zaten bunu yapmazdı diyeceksin.
Zeka kıt, akıl ondan da kıt olunca empati seviyesi yerlerde, hadsizlik, saygısızlık zirvelerde olur. Niteliksiz çapsızların önüne geçilemez özgüvenlerinin temelinde, iflah olmaz paradokslar, yetersizlikler vardır.
Bu tiplere uygulayabileceğin yegane tarife, gördüğüne havlayan köpeklere uygulanan tarifedir. Yok sayacaksın. Bunların g.tlerini kaldıranları da aynı kefeye koyacaksın.
Mustafa BULUT - Ahval